Van Koza Psikoloji logo

Evlilik Aşkı Öldürür Mü?

Evlilik aşkı öldürür mü? Her şey atılan imzadan sonra değişiyor mu? Aynı çatıyı paylaşmak aşkın katili mi gerçekten? Yoksa aşkı bizler mi öldürüyoruz? Evet, aşkı biz öldürüyoruz.

Evlilikten anladığımız, beklentilerimiz ve yüzleştiğimiz durumdan ötürü biz öldürüyoruz.

Evliliği ve eşlerimizi ‘çantada keklik’ gördüğümüz için biz öldürüyoruz.

Sahiplik ve aidiyet kavramlarını yanlış yorumladığımız, kendimize ve eşimize bağımsız bir alan yaratmadığımız için biz öldürüyoruz.

Her an birbirimize mecburmuşuz ya da her an beraber olmak zorundaymışız gibi düşündüğümüz için biz öldürüyoruz.

Beraber vakit geçirmekten keyif almayıp, gittikçe monotonlaşan bir ömür sürdüğümüz için biz öldürüyoruz.

Yakınlaşmak için değil, uzaklaşmak için bahaneler üretip; sürekli suçlayıcı ve aşağılayıcı davrandığımız için, birbirimize saygımızı yitirdiğimiz için biz öldürüyoruz.

Birbirimizin -belki farkında olarak belki farkında olmayarak- güzel şeyleri hak etmediğini düşündüğümüz, söylenebilecek bir ‘seni seviyorum’ sözünü bile çok gördüğümüz için biz öldürüyoruz.

Aşkı ve Evliliği Doğru Anlıyor muyuz?

Yukarıda aşkı öldüren sebeplerden birinin de evlilikten anladığımız, ona yüklediğimiz anlam ve evlilikten beklentimiz olduğunu yazdım. Peki ya aşkı da yanlış tanımlıyorsak? Aşktan beklentilerimiz yanlışsa?

Aşk ilişkinin ilk zamanlarında hissedilen yoğun duygular, her an kanatlanıp uçacakmış gibi hissetmek, yemek yemeyi, uyumayı, en önemli işlerimizi hatırlamayacak kadar onu düşünmek değildir. Bu duygular, ilk zamanlar ona daha yakın olma, daha çok beraber olmayı istemek gibi arzu ve tutkular olarak tanımlanmalıdır. Aşk ise bu kısacık zaman dilimi değil, on yıllarca bir hayatın yarısı olmayı isteyecek kadar derin ve kökleri sağlamdır. Tutkular ve arzuları bir ağacın tatlı meyveleri olarak düşünecek olursak aşkı; o meyveleri veren, kökleri derinlerde ve sapasağlam bir ağaç gibi düşünebiliriz. Meyveler yani tutku ve arzular sadece iklim daha yumuşak olduğunda görebileceğimiz tatlı yiyeceklerdir. Sert iklime dayanamaz, sarsıntıya gelemezler. Ama kökleri derinlerde olan aşk ağacını ne soğuk sert kışlar ne de büyük sarsıntılar yok edemez. Sadece geçici olarak yaprak döker ve bir süreliğine meyve vermez. Öyle ki kimi zaman o ağaç kesilse ve bir ölüm olsa bile kökleri derinlerde olan aşk ağacı yaşamaya devam eder.

Evlilik ise tutkularımızın ve arzularımızın her an diri olduğu, ya da olması gerektiği bir müessese değildir. Kaldı ki böyle bir durum hayatın ve hatta insan biyolojisinin kaldıramayacağı bir durumdur. Evlilik beraber mutlu olmak demek olduğu kadar beraber üzgün olmak da demektir. Sevinçleri ve hüzünleri paylaşmayı beklemektir. Kimi zaman eşinin öfke ile söylediği bir söze karşılık vermeyip öfkesi dinince gelip sarılması demektir. Kimi zaman da ay sonunu getiremediğiniz maddi yükümlülüklerin altına beraber girmektir. Tenini onunla paylaşırken ve en arzulu anlarda bile ona karşı saygılı olup isteklerini önemsemek demektir. Kimi zaman sadece onu dinlemek gerekiyorsa bunu yapmak, ruhunu ve aklını boşaltmasına yardımcı olmaktır.

Çıkış Yolları Üretmek ve Yeni Kapılar Açmak

Evlendikten sonra aşkın zedelendiğine dair işaretler almak ya da aşkı korumak için bazı şeylere dikkat etmek gerekir.

Flört ya da nişanlılık dönemindeki buluşmalarda, hatta görüntülü konuşmalarda bile iyi görünmeye dikkat eden birçok çift evlilikten sonra bunu çok da önemsememektedir. Kişisel bakıma dikkat etmek ve üst başın, giyilen kıyafetin zarif ve eşin beğenisini kazanacak şekilde seçilmesi çok önemlidir. Bu tutum, karşı tarafı önemsediğimizi, onun beğenisini ve takdirini değerli gördüğümüzü ona söylemenin bir yoludur.

Beraber geçirilen vakit öncelere nazaran azalmışsa bunu arttırmak ve ortak zamanın kalitesini yükseltmek aşkı canlı tutmanın önemli bir yoludur. Ortak hobiler edinmek, keyif alınan aktiviteleri arttırmak çok önemlidir. Bu, bir pazar sabahı sahilde yürüyüşe çıkmak olabileceği gibi, evde beraber film izlemek ya da bir yapbozu beraber tamamlamak da olabilir. Rutinler hayatın düzenli akışı için gereklidir ama hayatı heyecanlı kılmak, aşkı diri tutmak küçük değişiklikler yapmakla mümkündür. Olabildiğince çeşitli ve yeni ortak aktiviteler edinmeye çalışın.

Hayatın monoton gidişatından sıyrılıp küçük ya da büyük süprizler yapın. Bazen yatağın ucuna güzel bir notla bırakılan bir çikolata bile duyguları canlandırabilir. Hediye almak ya da güzel sözler söylemek takvime bağlı olmamalıdır. Özel günler olmadan, beklenmedik anlarda yapılanlar akılda daha kalıcı olur.

Sevginin ve aşkın diri kalmasının karşılıklı saygıyla mümkün olduğunu unutmayın. Samimiyetin ve sevginin karşılıklı sınırları ihlal etmek için bahane olmasının önüne geçin. Söz konusu karşı taraftan basit bir istekte bulunmak olsa dahi emrivaki yapmak ya da özensizce söylemek zamanla kendini değersiz hissettirir ve aynı karşılığı görmeye sebep olabilir. Karşı tarafın sizin hayatınızda bir rolü olduğu kadar kendi hayatının da başrolü olduğunu unutmayın. Onun bir birey olduğunu aklınızdan çıkarmayın. İsteklerine, arzularına, düşüncelerine ve duygularına değer verin. Suçlayıcı ve değersizleştirmeye çalışmaktan uzak durun. Bazen bir tartışmanın kazananı olup aşkınızın kaybedeni olabilirsiniz. Saygı, aşkı ayakta tutan ana kolonlardan biridir. Onu güçlü tutmaya çalışın.

Cinsel hayatınızı renklendirin. Eşinizin arzularını önemseyin. Yatak odanızı renklendirecek çeşitli cinsel fanteziler hakkında eşinizle konuşmaktan çekinmeyin.

Her anı beraber geçirmek zorunda değilsiniz. Zaten öyle olmamalıdır da. Kendi arkadaş çevrenize, hobilerinize, anne-baba ve ailenin diğer üyelerine, kendi iç sesinize ayırdığınız zamanınınız olsun. Aynı zamanı eşinizin de kendine ayırmasına zemin hazırlayın ve bunu destekleyin.




NOT: Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler bilgilendirme amacı ile hazırlanmıştır. Tıbbi bir tanı ve tedavi amacı taşımamaktadır. Sitedeki bilgiler ışığında bir ilaç tedavisine başlanması veya sonlandırılması kesinlikle önerilmez. Tanı ve tedavi gerektiren durumlar için mutlaka bir tıp hekimine başvurunuz. Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı sayılabilecek ilan ve reklam yapma amacı taşımamaktadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diğer Makaleler

Uyku Ve Uykusuzluk

Uyku, gün boyu yıpranan vücudumuzun ve sinir sistemimizin,  yenilenmesi ve onarılması için yaşamımızın üçte birini kapsayan bir dönemi

Devamı »