Van Koza Psikoloji logo

Sosyal Medya Ve Psikolojimiz

Çok değil bundan sadece 30-40 yıl öncesinde hayatını kaybetmiş insanları günümüze getirebilsek, insanların oturup çay kahve içip ‘sosyalleştiği’ bir kafeye götürsek ya da seyahat ettikleri bir metrobüse bindirsek muhtemelen en çok şaşıracakları şey herkesin neden ellerindeki ışıklı, parlak kutuya böylesine pür dikkat baktığı olur. Gördükleri insanlara bir şey sordukları zaman onlardan cevap alamayacak kadar dikkatlerini alan bu şeyin önemini merak ederler. ‘Belki de öylesine hayati bir şey olmalı ki bu insanlar bu yüzden yemek yemeyi, uyumayı bile unutuyorlar’ diye düşünebilirler.

Yukarıda yazdığım hiçbir şeyin abartı olmadığını, hatta eksiği olduğunu hepimiz biliyoruz. Sosyal medyanın hayatlarımızı ne denli işgal ettiğini; gün geçtikçe bizi nasıl ele geçirdiğini; üretkenliğimizi, ilişkilerimizi, işlerimizi hatta biyolojik ihtiyaçlarımızı ne denli etkilediğini acı şekilde görebiliyoruz. Daha da acısı bunu göremeyen yani farkına bile varamayan insanlarında çokluğudur. Fazlasıyla kanıksadık bu durumu. Daha da ötesi, daha acı faturaların olduğudur. Nedir o faturalar? Ruhumuzu ve psikolojimizi de derin şekilde yaralamasıdır.

Bu yazıda sosyal medyanın varlığı, gerçekliği, işleyiş biçimi, yararları, zararları ve psikolojik etkilerini anlattım. İyi okumalar.

Sosyal Medya Nedir?

Teknoloji geliştikçe bizim onu kullanma süremiz de eş zamanlı arttı. Bu her alanda olduğu gibi kitle iletişim araçları ve bireysel etkileşim platformları alanlarında da oldu. Bir zamanlar hayatımızda sadece gazete, radyo ve televizyon vardı. Dinleyiciler izleyiciler ve okuyucular gazetelerin yorum köşelerine yazı gönderir ya da radyo ve TV yayınlarına telefonla bağlanabilirlerdi. Bu imkanı da radyo, gazete ve TV çalışanlarının hoşgörüleri ölçüsünde elde ederlerdi.

İnternetin varlığı, gelişimi ve yaygınlaşması birçok alışkanlığımızı değiştirdiğimizi gibi bunu da değiştirdi. Artık insanların birbirleri ile etkileşimde bulunabilmesi, büyük kitlelere ulaşabilmesi daha kolay hale geldi. Hele bir de telefon teknolojisinin üst düzeylere ulaşması, günün her anında bu imkanın cepte taşınması ve kolayca erişim sağlanması anlamına geldi. Dolayısıyla her geçen gün internette harcadığımız zaman git gide aritmetik değil geometrik şekilde arttı. Talep olunca arz da oldu. İnternette daha çok zaman geçirmemizi, keyif almamızı sağlayacak platformlar bir bir türemeye başladı. Önce Facebook, sonra Youtube, Twitter, İnstagram, Tiktok, Periscope, Twitch gibi kimimizin hiç bilmediği sayısız mecralar kullanıcılar tarafından benimsendi, çokça kullanılmaya başlandı. İnsanların çokça zaman geçirdiği, paylaşımda ve etkileşimde bulunduğu bu tür mecraların tamamı sosyal medya diye tanımlanmaktadır.

Sosyal medya mecralarının çeşitliliği birçok imkanı beraberinde getirdi. Mesleki becerilerini ve kendi iş dünyasını sunmak isteyenler için, bir sohbet odasında konuşarak bir konuyu tartışmak için, video içerik üretimi için, fotoğraf ve video paylaşımı ile daha büyük kitlelere ulaşarak kendi tanıtmak için gibi sayısız seçenek olan devasa bir mecra haline geldi sosyal medya. Bu tür birçok şey sosyal medyanın faydaları arasında gösterilebilir. Ama her şey gibi bunun da fazlası zarar.

Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal medyaya çoğunlukla kafa dağıtmak ve rahatlamak için gireriz. Ama bir süre sonra niye girdiğimizi unutacak düzeye geliriz. Ve sonuç olarak bir süreden sonra artık keyif almamaya başlarız. Oradan çıkmak isteriz ama onun dışında vakit ayırabileceğimiz anlamlı işlerimiz ve aktivitelerimiz yoksa bu zor hale gelir. Sonuç olarak içinden çıkamadığımız bu mecraların bağımlısı haline geliriz. Teknoloji üreticileri de bu durumu yani insanın sosyal medyada sıkılması durumunu bildikleri için platformun daha çok vakit geçirilebilir olması üzerine çalışırlar. Örneğin tek bir parmak hareketiyle İnstagram’ da beğenmediğiniz videoyu kaydırıp, yenisine geçebiliyorsunuz. Ya da beğeni alanlarımızı ve en çok baktığımız içerikleri tespit edip bize o tür içerikler sunarlar. Neden? Çünkü biz daha çok reklam görebilelim ve onlar daha çok para kazansın diye. Neyse, bu farklı bir yazının konusu. Ama sosyal medyada geçirilen vaktin psikolojik ve ruhsal etkileri bizim konumuz.

Ben Bağımlı mıyım?

Her bağımlılık türü gibi sosyal medya bağımlılığı da kontrol edilebilir sınırların dışına çıkar.

Eğer sabah uyanır uyanmaz elinize telefonunuzu alıp takip ettiğiniz sosyal mecralara bakıyorsanız evet siz bir bağımlısınız.

Yemek, uyku, tuvalet gibi temel biyolojik ihtiyaçlarınızı erteliyor, aksatıyor ya da unutuyorsanız evet siz bir bağımlısınız.

Sosyal medyaya girmediğiniz anlarda kendinizi stres altında hissediyorsanız evet siz bir bağımlısınız.

Telefonunuz elinizde olmadığında kendinizi yalnız hissediyorsanız evet siz bağımlısınız.

Bağımlılık Nasıl Başlar

Benim jenerasyonumun sosyal medya ile tanışıklığı, sosyal medyanın başlangıç zamanlarına yani 2008 2009 yıllarına denk geldi. Elbette öncesinde bazı yazışma platformları vardı ama birçok fonksiyonu içinde barındıran platformlar değillerdi. Ya da bu şekilde başka platformlar varsa da böylesine etkili olmamıştı. Hayatımıza Facebook’un girmesi ile bir merakla zamanla hepimiz birer hepimiz Facebook hesabı açmaya başladık. 3-5 günde bir hesaplarımıza bakar, keyif alacağımız bazı paylaşımlarda bulunur, bir gelişme var mı diye yarım saat, bir saat bakar sonra çıkardık. Ama gün geçtikçe bu periyod kısalmaya ve daha sık bu platformlara girmeye başladık.

Sonraki yıllarda başka platformların varlığı bağımlılığımızı arttırmaya başladı. Zevklerimize göre dizayn edilmiş platformlara yönelmeye başladık. ‘En güzel/yakışıklı benim’ diyenler İnstagram’a, ‘en iyi ben konuşurum’ diyenler Twitch’e, ‘en afili lafları ben yazarım’ diyenler Twitter’a, ‘en çok ben saçmalarım’ diyenler Tiktok’a yöneldi. Elbette platformlar bunlarla sınırlı değil, çok çok daha fazlası var. Sonuç olarak hepimizin keyif aldığı, kendimize göre şeyler bulduğumuz yerler oldu ve bunlar her zaman erişilebilir oldu. Ama yukarıda da ifade ettiğim gibi gün geçtikçe sırf keyif aldığımız ya da rahatladığımız için değil, telefonu elimize aldığımız zaman yapacak başka bir şeyimiz kalmadığı için amaçsızca sosyal medyada vakit geçirmeye başladık. Kitap okumak gibi hayal dünyamızı besleyen bir alışkanlığımız yoksa, yalnız başına yemyeşil ağaçların arasında ya da sahil kenarında yürümek gibi bir zevkimiz yoksa, konuşmaktan ve beraber bir şeyler yapmaktan keyif duyduğumuz arkadaşlarımız yoksa hepimizin sosyal medya bağımlılıkları zamanla katlanarak arttı.

Sosyal Medyanın Psikolojik Etkileri

Sosyal medyanın önce olumlu etkilerinden bahsedelim;

Sosyal medyanın ilk psikolojik etkisi merakla beraber gelen mutluluktur. Etkileşim kurmaktan ya da ilgi duyduğumuz içeriklere ulaşmak bizleri mutlu eder. Fakat bu mutluluk zamanla sıradanlaşmaya ve yerini can sıkıntısına bırakır.

İnsanlarla gerçek hayatta iletişim kurma becerilerimiz zayıfsa, sosyal medya üzerinden yalnızlığımızı sonlandırmaya, unutmaya çalışırız. Anlık da olsa kurduğumuz etkileşimler bizi mutlu eder ve yalnız değilmişiz hissi yaratır.

Kendi ilgi alanlarımıza, ilgi duyduğumuz insanlara, ya da aynı zevkleri paylaştığımız gruplara erişimimiz kolaylaşır. Böylece kendimizi bir yere ait hissederiz. Aidiyet duygumuz oluşur.

Aynı düşünceyi, duyguyu paylaşan insanlarla bir araya gelebilme ve güzel aktiviteler için harekete geçebilmek de sosyal medyanın olumlu etkilerindendir.

Şimdi de sosyal medyanın olumsuz etkilerine bakalım;

Keyif almak için girdiğimiz mecralar bir süreden sonra sıradanlaşır ve artık keyif almamaya başlarız.

Sosyal medyada gördüğümüz birçok şeyi kendimiz, kendi yaşantımız ve sahip olduklarımızla kıyaslamaya başlarız. Yetersizlik duygusuna kapılıp mutsuz olabiliriz.

Bağımlısı olduğumuz mecrayı hayatımızın merkezine koyduğumuz için artık bir şeyleri kaçırmak bizi tedirgin eder. Anksiyeteyi tetikler. Sanki her an o mecrada olmamız gerekiyor hissine kapılırız.

İletişim becerilerimiz körelir ve gerçek hayatta insanlarla konuşmakta bile zorlanabiliriz. Yüz yüze bakmak ve aynı ortamı paylaşmak artık bizim için zor hale gelir. Art arda 8-10 cümle kurmak dahi zorlaşır. Bunu en iyi Z kuşağı dediğimiz, tablet ve telefonla büyümüş nesilde görebiliriz.

Like ve izlenme hastalığına yakalanabiliriz. Onaylanmak en büyük problemimiz haline gelebilir. Artık bizi takip edenlere göre yaşamaya başlayabiliriz. Kendi isteklerimiz geri planda kalabilir.

Biyolojik ihtiyaçlarımızı karşılamakta sıkıntılar yaşayabiliriz. Uyku alışkanlıklarımız değişebilir, daha sağlıksız beslenmeye başlayabiliriz.

Bağımlılıktan Nasıl Kurtulabilirim?

Her şeyden önemlisi bunun varlığını tespit edip ‘evet ben bir bağımlıyım’ deyip kabullenmektir. Aklımıza, ruhumuza, bedenimize iyi gelebilecek hobi ve aktivitelere yönelmeliyiz. Bize iyi gelen arkadaşlarımızla ve ailemizle daha çok vakit geçirmeliyiz. Geçirdiğimiz vaktin daha kaliteli olması için gerekirse telefonlarımızı bulunduğumuz ortamda bulundurmamalıyız. Sosyal medyaya belirli zamanla ayırıp o zamanın dışında bakmamakla ilgili alışkanlıklar edinmeliyiz. Gerekirse bunun alışkanlığa dönüşmesi sürecinde düzenli çizelge takibi bile yapabiliriz. İrademizi güçlü kılacak insanlarla konuşabiliriz. Profesyonel destek almamız gerekiyorsa bunu yapabiliriz. Psikoterapi seansları ile süreci güçlendirebiliriz.




NOT: Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler bilgilendirme amacı ile hazırlanmıştır. Tıbbi bir tanı ve tedavi amacı taşımamaktadır. Sitedeki bilgiler ışığında bir ilaç tedavisine başlanması veya sonlandırılması kesinlikle önerilmez. Tanı ve tedavi gerektiren durumlar için mutlaka bir tıp hekimine başvurunuz. Bu makale ve sitemizdeki diğer tüm içerikler Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı sayılabilecek ilan ve reklam yapma amacı taşımamaktadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diğer Makaleler

Aile İçi İletişim ve Çocuk

İletişim; ikili ilişkilerimizden iş ortamına, küçük bir topluluktan büyük kitlelere, tamamen yabancısı olduğumuz gruplardan aynı çatıyı paylaştığımız ailemize kadar

Devamı »

Günlük Yaşamda Kaygı

                Kaygı hayatımızın bir parçasıdır ve bizler korku, gerginlik ve stresle bir anlamda yaşamayı öğreniriz zamanla. Belirli düzeyde

Devamı »